top of page

DEVAM EDEN SERGILERIMIZ

DDDS.jpg

JÜLİDE ZEYNEP GÜNCE - ZİHNİN DERİNLİKLERİNDE KENDİNİ BULMA ARAYIŞI

02 ARALIK 2023

‘Aidiyet’ ve ‘Yaradılış’ temalarını sanatına aktarması ile bilinen sanatçı Jülide Zeynep Günce’nin

yeni sergisi “Piece of Mind”, Goba Art & Design’da 02-25 Aralık tarihleri arasında

 sanatseverler ile buluşuyor.


Sanat ve tasarımın birleştiği bir platform vizyonuyla oluşan Goba Art & Design, Jülide Zeynep Günce’nin yeni sergisi ‘Piece of Mind’a ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Jülide Zeynep Günce’nin yeni sergisinin yaratımında, ilhamı Spinoza. Sanatçı, bireyin tekil olarak karmaşık düşünme sistemini değerlendirirken aslında toplum ile kurulan ilişkileri inceliyor ve parçadan bütüne sürecin hayatlarımıza olan etkisini gözler önüne seriyor.

Sergide tuval üzeri akrilik ve karışık teknik uygulanarak yapılan on beş eser sergilenecek. Her bir eser, evrenin bir parçası olduğumuza ve yaşamın bütününü etkilediğimize dair vurgularda bulunuyor. Sergide yer alan eserler, var oluştan bu yana insan, içsel hesaplaşmaların ve kişisel hırsların hüküm sürdüğü, her bireyin sınırlayıcı düşünce yapısından arındığı takdirde özgürleşebileceğini ve tüm benlikleriyle huzura ulaşılabileceği mesajını veriyor.

Julide Zeynep Günce’nin ‘kendini bilme isteği’ duygusundan yola çıkarak, içinde derin anlamlar ve barışçıl mesajlar barındırdığı ‘Piece Of Mind’ sergisi, sizleri bakış açınızı değiştirecek bir dünyaya davet ediyor.

Günce’nin sergisi 02-25 Aralık tarihleri arasında Goba Art & Design Beyoğlu’nda Pazar günü hariç her gün 12.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Ana Sayfa: Devam Eden Sergilerimiz

GEÇMİŞ SERGİLERİMİZ

esinhnm.jpg

TUNA ÖZKARAGÖZ  "TRANSFER"

Tuna Özkaragöz’ün insan ve bitki arasındaki gerek duygusal gerek telepatik bağı ve duygu aktarımını konu alan ‘Transfer’ isimli sergisi, 4 – 25 Kasım 2023 tarihleri arasında Goba Art & Design Galeri’de sanatseverleri ağırlayacak.
Yağlı boya tekniği ile ürettiği resimlerinde kendi gerçekliğini ve fantezilerini karıştırdığı tarzı içerisinde yaşamını ve insan ilişkilerindeki izlenimlerini sergileyen Tuna Özkaragöz, eserlerinin çoğunda ifadesiz suratlar, büyük, belirgin el ve ayaklar, hayvan ve bitki imgeleri kullanıyor.
Eserdeki hayvan genelde semboldür ve resmin içeriğinin en belirgin ögesidir. İnsanın anlatmak istediğini hayvana açıklattırır.
Özkaragöz, ‘Transfer’ sergisindeki insan ve bitki arasındaki duygu yoğunluğunu ise şöyle açıklıyor:
“Tabiatın işleyişine dair sezgisel bilgi, hayvanlar, insanlar ve bitkiler arasında doğuştan gelir. Hayvanlar, çevrelerini anlamak ve hayatta kalmak için doğal içgüdülerini kullanırlar. İnsanlar da bu içgüdüleri geliştirir ve aynı zamanda öğrenme, iletişim yetenekleri sayesinde bu sezgileri daha karmaşık bir şekilde kullanırlar. Bitkilerin duyarlılığı ve insanların gözlem yetenekleri, bu bağın derinleşmesine yardımcı olabilir. Ayrıca insanlar ve hayvanlar, yaşamlarını sürdürebilmek için çevrelerini anlama ve tepki verme yeteneği açısından benzerlik gösterirler.”
Tuna Özkaragöz hakkında:
Tuna Özkaragöz, 2020 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden Görsel İletişim Tasarım ve Sinema Televizyon bölümlerinden mezun olmuştur. Mezuniyetinin ardından sanat kariyerine çeşitli yönlerden odaklanmıştır. Öncelikle dijital sanat dünyasına ilgi duymuş ve çizgi roman çalışmaları yapmıştır. Bu süreçte, yaratıcılığını yağlı boya resimlerle de ifade etmeye başlamış, geleneksel sanat formlarına olan ilgisi kendini göstermiştir. Ayrıca, grafik tasarım alanında da çalışmalarını sergileyerek, farklı projelerde profesyonel deneyim kazanmıştır. Tuna Özkaragöz'ün multidisipliner sanat kariyeri, sanatsal ifadeyi farklı alanlarda keşfetmesini ve geliştirmesini sağlamıştır. Bu süreçte edindiği deneyimler, sanatının derinliğini ve zenginliğini artırmıştır.

g.jpg

ÖMER ATAKAN - BACK TO THE 80'S POP ART

“Back To the 80’s Audiovisual Pop Art Exhibition”


Y. İç Mimar Ömer Atakan’ın 2. kişisel sergisi “Back To the 80’s Audiovisual Pop Art Exhibition” 23 Eylül Cumartesi günü Beyoğlu Asmalı Mescit Mahallesi'ndeki Goba Sanat Galerisi’nde açılışını yapacak. Ekim ayı sonuna kadar sanatseverlerin gezebileceği serginin teması 80’li yılların sinema, müzik ve spor alanındaki popüler kültürüne görsel ve işitsel bir yolculuk yapmamızı sağlıyor.



Sanatçının 70x50 cm. 200 gr. Schoeller kağıt üzerine kurşun kalem, çini mürekkebi, marker, pastel ve akrilik kullanarak ortaya çıkarttığı, grafik anlatım, çizgi roman ve popüler kültürün sanatsal buluşması olarak tanımlanabilecek bu eserler, hem 1950’lerin sonlarında ortaya çıkan Pop Art sanat akımına hem de 90’lı yıllar öncesi bilgisayar kullanılmadığı zamanlarda illüstrasyon sanatı ile yapılan sinema afişlerine de bir gönderme aslında.



Faber-Castell’in katkılarıyla gerçekleşecek olan sergide, Star Wars, Top Gun, Rocky, Back To The Future gibi 80’li yılların ikonik filmleri ve Depeche Mode, Duran Duran, Wham!, Pet Shop Boys gibi gene o senelere damga vuran müzik gruplarının sanatçının yarattığı kompozisyonlar içinde yer aldığı eserleri izleyenler de görsel ve işitsel anlamda 80’li yıllarda bir zaman yolculuğuna çıkacaklar.

EC.jpg

HAZAL HAZNEDAROĞLU - ECHO CHAMBER

Hazal Haznedaroğlu

Goba Art & Design Gallery  /// 29.04.2023-20.05.2023

Echo Chamber

29 Nisan- 20 Mayıs tarihleri arasında Goba Art & Design Gallery, Meşrutiyet Caddesi’nde bulunduğu mekandan, bir mahalle yukarı Asmalımescit’e taşınmadan önce; kapanış sergisini sanatçı Hazal Haznedaroğlu ile gerçekleştiriyor.

Yüzey ve renk odaklı kompozisyon dengesi ile ön plana çıkan eserlerin oluşum sürecini sanatçı; “Rasyonel ve dingin zemin üzerine; plansız ve haraket halinde şekil & renk geçişlerinin yarattığı dualite” olarak tanımlıyor.

Neon ve Metalik

Geçtiğimiz sene gerçekleştirdiği “Kalıpların Ötesinde” isimli, canlı renklere sahip serinin devam niteliğini taşıyan eserler; nötr ve toprak tonlarına evrilerek aslında Haznedaroğlu’nun gelişim sürecinde yaşadığı sakinlik, kendine güven ve sadeleşmeye gönderme yapıyor.

Ürettiği tüm eserlerde odak noktası renk olan sanatçı; eserlerinin enstelasyonunun yapıldığı farklı mekanlarda renklerin, günün değişen saatlerine göre aldığı ışıkta yaşadığı büyülü dönüşümden etkileniyor. “Yaşam alanlarımızı saran ışığın bizlerin görsel dünyamıza kattığı çeşitliliği ve değişimi eserlerimde ufak “neon” veya “metalik” göndermeler yaparak kullanıyorum.” diyor.

Echo Chamber” yani yankı çemberlerimizden dışarı adım atmak..


Sanat üretimini kolektif bir sorgulama biçimi yaratmada aracı olarak da kullanan Haznedaroğlu; “Renkler & şekiller vasıtasıyla sanatseverler ile ortak bir dil geliştirip; farklı kültürler, okumalar, zevkler üzerine sohbet ettiğimiz atölye buluşmalarından besleniyor, gündelik hayat akışıma farklı pencereler ve açılar katmayı, “Echo Chamber” yani yankı çemberlerimizden dışarı adım atmayı seviyorum. “

Resim aslında sanatçının bir yandan zihnini susturmayı keşfettiği bir kaçış yeriyken, bir yandan multidisipliner yapısına ayak uyduran, bu yanını besleyen dinamik bir hal. Eserlerin ortaya çıkış sürecinde “dualite” olarak adlandırdığı; iki aşamalı yaratım süreci aslında sanatçının kendi kişiliğiyle de örtüşüyor.  Hayatının farklı dönemlerinde farklı kültürlerde yaşamış olmanın da verdiği iki yönlü bakış açısı ile harmanlanıyor.

1990 doğumlu Hazal Haznedaroğlu, Stockholm’de multidisipliner bir sanat okulu olan Blommensbergsskolan’da aldığı eğitim sonrası Marmara Üniversitesi; Faculty of Communication’dan mezun olmuştur. Gelişmenin ve dönüşmenin yaşı ve sonu olmadığına inanan sanatçı; “Bu yolda bu sene Chelsea College of Arts’da derslerine katıldığım David Price’ın bana kattığı; ‘katmanlı düşünme’ bakış açısı ile yeni seride ek dokunuşlar yaptım. Aynı zamanda Fuat Acaroğlu’nun MSGSU’de pentür ve desen atölyesinde çalışmak, tekniklerini öğrenmek; hiç bir zaman biteceğine inanmadığım gelişim sürecimde ki yolculuklarımdan henüz bir diğeri..”

CİNEMA.jpg

ÖMER ATAHAN - KINEMATOGRAPH

Ömer Atakan’ın ‘’KINEMATOGRAPH’’ sergisi 10 Aralık’ta Goba Art&Design’da kapılarını sanatseverlere açıyor.


Koleksiyon, çizgi roman ve sinema tutkusunu mimarlık mesleği ile harmanlayan Ömer Atakan;

çizim tekniğinin çizgi roman, grafik anlatım ve sinemayla birleşimi olan “Kinematograph” adını verdiği ilk kişisel sergisinde, 15 sıra dışı yönetmenin 15 filmini resmedip, 30 x 42 cm. 200 gr. Schoeller kağıt üzeri çini mürekkebi rapido, marker, ekolin ve toz pastel tekniği ile yaptığı işlerin 20.yy’ın illüstrasyon sanatı ile yapılan sinema afişlerine de bir gönderme olduğunu ifade ediyor.


Ömer Atakan; Quentin Tarantino, Martin Scorsese, Coen Kardeşler, David Fincher, Guy Richie, Brian De Palma, Francis Ford Coppola, Ridley Scoot, David Fincher, Steven Spielberg, Wachowski Kardeşler, Christopher Nolan, Michael Mann, Sam Mendes, James Cameron gibi yönetmenlerin başyapıt filmlerinin en ikonik sahnelerini, filmlerden diyaloglar ve yönetmenlerle birlikte ortaya çıkarmaya çalışıyor.


Sanatçı; bu eserleri üretirken, 90’lı yılların başında Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ndeki günlerine geri dönüp, yapay zekanın ürettiği (özellikle son yıllarda Metaverse ve NFT gibi kavramlarla daha da yoğunlaşan) dijital işlerin dışına çıkıp bu kez tekrar eskisi gibi analog olarak bir şeyler yapıp sanatseverlerle paylaşmanın heyecanı içinde olduğunu ifade ediyor.



Ömer Atakan hakkında;


1970 İstanbul doğumlu, Saint-Joseph Lisesi’nden mezun olan Ömer Atakan, Mimar Sinan Üniversitesi İç Mimarlık bölümünde lisans, UCLA Sinema - Televizyon master eğitimini tamamlamıştır. 1998-2008 yılları arasında Yeditepe, Maltepe, Beykent, İtü, Doğuş gibi farklı üniversitelerin Mimarlık ve İletişim fakültelerinde lisans ve yüksek lisans programlarında, Mimari Görselleştirme, Web tasarımı, masaüstü yayıncılık ve 3 Boyutlu Animasyon dersleri vermiştir. 25 senedir kendi firmasında mimarlık ve iç mimarlık hizmeti vermektedir. “Kelebek Camı” isimli yazdığı 80 ve 90’lı Yılların Popüler Kültür Anıları kitabında yaptığı çizimler de Kinematograph sergisine ilham kaynağı olmuştur.

IMG-20221114-WA0011.jpg

ENIS ÖNCÜOĞLU - FORM_AT

Enis Öncüoğlu’nun ‘’FORM_AT’’ sergisi 12 Kasım’da Goba Art&Design’da kapılarını sanatseverlere açıyor.
30 yıllık bir mimar olan ve heveskâr bir fotoğrafçı olduğunu dile getiren Enis Öncüoğlu; Yer/Mekan ve Doğa/Canlılar arasında her an değişkenlik gösteren ilişkinin bir fotoğraf karesinde ışığın yardımı ile sabitlendiğindeki anlam katmanlarının, kişiden kişiye ve hatta kişinin kendi tecrübesi içinde bile zenginleşebilmesinin onu hala heyecanlandırdığını dile getiriyor.
Enis Öncüoğlu, tarih boyunca insanlığın en yakın dostlarından olan ‘’Atların’’ konu edildiği bu sergide, doğal ortamları içinde kadrajına giren, Kayseri Hürmetçi Sazlığı ve Kapadokya'nın büyüleyici topoğrafyasının izlerini de sanatseverlerle paylaşmayı amaçladığını dile getirmiştir. Kentleşme/Yapılaşma baskısı içerisinde olan doğal alanlar, su kaynakları, sazlıklar ve meralar gibi, ‘’Atlar’’ da bu baskının altında ve soyları tükenmektedir. Bölgedeki duayen fotografçı Nuri Çorbacıoğlu rehberliğinde yapılan bu çalışma ve sergi, bölgenin ve yaban hayatın korunması için dikkat çekmeyi arzularken, atların form zenginliğinin ve estetiğinin de okunması sanatçı tarafından istenmiştir.
Enis Öncüoğlu hakkında;
ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nden 1989 yılında mimar olarak mezun olduktan sonra çalışmaya Öncüoğlu Mimarlık'ta başlayan ve ofisin kurucusu mimar Hasan Öncüoğlu'nun vefatının ardından 1996 yılında şirketin genel müdürlüğünü üstlenen Enis Öncüoğlu; Moskova, Dubai, Taşkent gibi yerlerde ofisler kurarak çok uluslu mimarlık pratiğinin oluşmasında katkıda bulunmuştur. Pek çok ulusal ve uluslararası yarışmada ödül almasının yanı sıra jüri üyelikleri de yapmış; MAPIC, MIPIM, ProEstate, ARKIPARC, GRREAT gibi ulusal ve uluslararası konferanslara konuşmacı olarak katılarak mimarlık ve kentsel planlama alanlarındaki tecrübelerini paylaşmaktadır. Uluslararası projeler için ACP firmasını Dubai’de ve 2022 yılında ise İstanbul’da Enis Öncüoğlu Design şirketini kurmuştur.
Çevresindeki mekanları, detayları ve kişileri kendi kadrajından fotoğrafçılıkla yansıtmayı merak haline getiren Öncüoğlu, Kutup Ayıları Fotoğraf Grubu üyesidir. Fotoğrafçılık tutkusunu mimarlıkla harmanlayarak “Mimari Portreler” sergisini yaratmıştır.
Gerçekleştirdiği seyahatler esnasındaki deneyimlediği yaşam, mekan ve kültürleri kadrajından arşivlerken, başkaları ile paylaşmayı amaçlar. "Form_At" sergisi ise ilk mimarlıktan bağımsız, doğal yaşam ve alan odaklı fotoğraf sergisidir.

EW.jpg

JÜLİDE GÜNCE - 'ZEITGEIST'

Jülide Günce’nin ‘Zeitgeist’ sergisi 22 Ekim’de Goba Art&Design’da kapılarını sanatseverlere açtı. Eserlerinde doğurganlıkla ve sürdürülebilirlikle eşdeğer olan tek mutlak yaratıcının "doğa" olduğu kavramlarını formlarına yansıtan Günce’nin ‘Zeitgeist’ sergisi 12 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.


Tasarım dünyasının sanata, sanat dünyasının ise tasarıma ilgisini vurgulayan sergilere öncülük yaparak sanat ve tasarımın iç içe geçtiği bir platform yaratmak amacıyla kurulan, Kalebodur’un desteklediği Şişhane’deki Goba Art&Design, iç mimarlık kökenli sanatçı Jülide Günce’nin ‘Zeitgeist’ başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor.


Sergiyi, sanatçı Jülide Günce’nin güçlü anlatımıyla sanatseverlere aktarıyoruz.


‘Zamanın ruhu;

Benden güçlü, benden yaşlı, benden tecrübeli, benden eğlenceli, benden komik, benden yetenekli

Benim ruhum, senin ruhun, onun ruhu, 4 mevsim 12 burç

Ruh hallerimiz, karakterimiz, duygusal yönlerimiz, esaret altında olduklarımız, aşklarımız, prangalarımız varoluş yolumuz, gördüklerimiz, göremediklerimiz ve göreceklerimiz

Bu ruha karşı gelmek, zamanın akışının durmasını beklemek demek

Hayat bir oyun planı ve hayatımızın her alanına gizlenmiş bir anahtar sunuyor bizlere

Her şey zıtlık ilkesi ve düalite’


Julide Günce hakkında:


1979 yılında İstanbul'da doğan Julide Günce, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü'nde eğitimini tamamladı. Eğitiminin ardından kendini malzeme ve mekân tasarımına yöneltti.


Akrilik çalışmalarının yan ısıra kağıt hamuru ve farklı malzemeleri birleştirerek çalışmalar yaptı.

Günce, aynı zamanda binlerce yıllık bu tekniği düzenlediği atölye çalışmalarıyla yeni nesillere de aktarmaya devam etmektedir. Gençliğinde iz bırakan seyahatleri hamurda yarattığı formlara aktardı. “Aidiyet” ve “yaratım” duygularını yoğunlukla inceledi ve araştırdı. Bu çalışmalarının devamında, asıl olanın aidiyet olmadığı, insanın nereden ve nelerden beslendiğinin önemli olduğunu keşfetti.


Julide Günce, yaratımın doğurganlıkla ve sürdürülebilirlikle eşdeğer olduğu tek ve mutlak yaratıcının ise “doğa” olduğu kavramlarını formlarına yansıtmaya devam etmektedir.

PHOTO-2022-04-08-16-38-51.jpg

SERAY ASKER - HYBRID

Manifestosunu “Kalıplara sokulmaya zorlanan ve dayatılan her konunun karşısında durmak” olarak belirten İstanbul doğumlu multidisipliner sanatçı Seray Asker, 2015 yılından beri İspanya’da yaşamaktadır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç Mimarlık lisans eğitiminin ardından Utrecht Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Plastik Sanatlar bölümüne devam etmiştir. Hollanda sonrasında yaşamını 10 sene İsveç’te sürdüren sanatçı, sanatın çeşitli disiplinlerinde yarattığı eserleri ile farklı ülkelerde kişisel ve karma sergilerle yer almıştır. Yine aynı dönemde, Uppsala Üniversitesinde gördüğü dil eğitimini İspanya’da sürdürmeye karar veren Seray Asker, İspanya'da 6 yıldır sanat danışmanlığı yapmakta, çalışmalarını seramik ve mural işlere odaklanarak  sürdürmektedir.


2021 yılında "Seramik Müzik Enstrümanları Tasarımı" bursu kazanarak geçici bir süre için Meksika'ya taşınmış ve Oaxaca’da yarattığı müzik enstrümanlarıyla, seramiğe yepyeni bir boyut ve ses katmıştır. Bu süreçte Meksika kültüründen derinden etkilenen sanatçının, ilham aldığı kültürel esintiler seramik işlerinin yanı sıra kilim ve mural çalışmalarına da yansımıştır.


Aynı dönemde Kapadokya’da kurduğu mobil atölyesinde yerel sanatçılarla iş birliği yaparak eserler üretmiştir. Son dönemde Meksika’da çamur ev mimarlık uygulamalarının yanı sıra çağdaş sanatın seramik, resim, heykel ve fiber sanat ile ilgili etkinlik, sergi, sempozyum ve yarışmalarında katılımcı ve uygulayıcı olarak yer almaya devam etmektedir.


Seramik çalışmalarını kültürlerarası geçirgenlik ve primitif estetikle karakterize ettiğini belirten Seray Asker, sanatın ve yaratıcılığın kaçınılmaz bir eylem olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Hepimiz birer yaratıcı / sanatçıyız. Sanatın yaygın disiplinlerinden herhangi birini ifade aracı olarak kullanıp kullanmamamız bu gerçeği değiştirmiyor. Hepimizin içinde, fiziksel formda var olup kendini göstermek için çırpınan bir enerji var. Sadece o enerji kaynağına dokunmamız gerekiyor!"

Z.jpg

HAZAL HAZNEDAROĞLU - KALIPLARIN ÖTESİNDE

KALIPLARIN ÖTESİNDE


Doğumla birlikte bizlere tanımlanan etiketlerimiz,

bu etiketlerimizin dayattığı roller,

bu rollere uygun seçimler,

ve bu seçimlerin doğurduğu rutin hayatlarımız..


İşte tam da bu noktada, bomboş beyaz bir tuvalin yetişip geldiği;

Sınırsız bir dünya sunduğu.. ifade özgürlüğü ve sessiz bir çığlık.

Kalıpların ötesinde; çünkü cesur, rengarenk ve içimden geldiği gibi..


Günlerin hızlandığı, değerlerin kaybolduğu, kolektif iyiliğin kalmadığı, duyguların sunileştiği, kimsenin birbirine zariflikler yapmadığı, içinde yaşadığımız ve paylaşamadığımız dünyamızı kirletmek için yarışıldığı, “kim ne der“ algısının zihinlere mıhlandığı ve en acısı da

savaşın hala yaşanabildiği bu devirde;


İçimde yaşadıklarından yeni haberdar olduğum bu cıvıl cıvıl renkler ve soyut şekiller;  UMARIM!


bakan, izleyen ve görebilen herkesi kalıplarının ötesine geçirip,

bir durup düşünmeye ve hayat akışlarına yeni illüzyonlar dahil etmeye cesaret olur.


Boyadığım şekiller;

alternatif bir tavır sergileyerek,

totaliter düzenin bir parçası olmayı reddeden,

ancak günün sonunda kendine benzer olanın arayışında olan yaradılış şeklimizi temsilen;


Nahif bir ahenk içerisinde,

sürdürülebilir bir tavırda,

tek bir kalıp ile sınırlanmadan,

yaşamın ana kaynağı olan suyun her zaman akıp yolunu bulması gibi akarken;


Fırçam; her yeni yol ayrımında ve her yeni kıvrımda,

farklı bir renge ve şekle dönüşen,

fakat özünde BİR kalabileni temsil eder..


Hem bireysel; hem de kolektif potansiyelimizi hafife almamalıyız.

Evrenin önümüze sereceği mucizeleri görebilmek,

görüp de yaşama sanatına çevirebilmek, bizlerin elinde.


Adına hayat dediğimiz bu belirsiz zaman dilimi;

paylaşınca ve başkalarını da iyileştirince güzel.

Bu sergi henüz •kalıplarının ötesine• geçememiş,

özgürlüğünü ilan edememiş ruhlara ilham olmak için hazırlanmıştır.


Hazal Haznedaroğlu, öğrenim hayatını Stockholm-İstanbul arası git gel yaparak geçirmiştir. Bir sanat okulu olan Blommensbergsskolan’ın kendisine bugünkü tüm multidisipliner ifade ve düşünce temellerini katan yer olduğunu ifade eder. Son olarak ise Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olmuş ve 12 senedir reklam sektöründedir, kurucu ortağı olduğu Kraft Agency’de çalışmaları devam etmektedir.

beril_post_finala.jpg

OXYMORON - BERİL NUR DENLİ

Beril Nur Denli ( Istanbul, 1990) üretimlerinde, arayışlarımızı ve yatkınlıklarımızı kışkırtarak
bireysel yüzleşmemize boyut katmaya çalisiyor. Yeditepe Üniversitesi'nde peyzaj mimarlığı lisans
eğitimini tamamladıktan sonra Bahçeşehir Üniversitesi'nde iç mekan tasarımı yüksek lisansına
devam etti. Doğa ve doğal elemanların, iç mekan içerisinde yeniden tanımlanmasının, zihinsel
iyileşme uzerine etkilerini inceledi. Bu süre zarfında çeşitli mimarlık ofislerinde çalıştı. 2017
yılında, kendi tasarımlarını üretmek için malzeme ararken seramikle tanıştı. Kendi çalışmalarının
yani sıra benzer disiplinlerden gelen mimar ve tasarımcılarla beraber isler çıkarıyor. Uretim
pratiğinde geleneksel elle sekillendirme yöntemleri ve çömlekçi tornası kullanıyor ve 2019 yılından
bu yana üretimlerine kendi atölyesinde devam ediyor.
“Geçmiş; evrenin dışında, aklın erişemeyeceği bir noktada ve aklımıza bile gelmeyecek maddi bir
nesnede (hatta bu nesnenin bize vereceği duyguda) gizlidir. Söz konusu nesne ile, hayatımız sona
ermeden karşılaşıp karşılaşmayacağımız ise tamamen şansa bağlıdır.” – Marcel Proust
Beril Nur Denli, geçmişi hayata döndürmenin yanı sıra içimizde saklı kalmış duyguları açığa
çıkarabilen tasarımlar ortaya koyuyor. Sanatçının seramik çalışmaları ise çevremizdeki ve
toplumdaki üretkenlik yarışını sorguluyor.
Birçok duyumuza hitap eden yuvarlak formları; geçmişten ilham alan ham renkler ve malzemelerle
zıtlık yaratan tasarımlar ile etkileşim gerçekleşiyor. Bazen pürüzsüz bazen de tanecikli yüzeyler
sanatçının elleri ve toprağın birleşmesiyle ortaya çıkıyor. Çağdaş amforaların, çanak çömleklerin
veya incelikle işlenmiş yarına ait hayatta kalma sistemlerinin dahil olduğu bu çalışmalar; bizi
günümüzdeki tüketim tarzımız üzerinde düşünmeye zorlarken bir yandan da geçmişteki ve
gelecekteki hayallerimize hitap ediyor.
Pek çok deney ve araştırmalar sonucu ortaya çıkan bu formlar, sanatçının gündelik hayatımızı
tamamlayan nesneleri sorgularken ortaya koyduğu üretim tutkusuna tanıklık ediyor. Sanaçı,
tutkusunu gerçekleştirirken, sözde işlevsel, çok kulplu biricik çömlekleri kullanan bir neslin
portresini bizlere sunuyor.

"Sarah Lolley"

ws.jpg

BULEND ÖZDEN - DESTRUCTION

Istanbul 1971 doğumludur.

1993 yılında Marmara Üniversitesi, GüzelSanatlar Fakültesi  Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden mezun olmuştur.

1996 -2000 yıllarıarasında Italya Floransa’da Mimar Claudio Nardi’nin ofisinde tasarımcı mimar olarak çalışmıştır.  O dönemdeki bazı projeleri ;Dolce&Gabbanna,  Gianfranco Ferre, Valentino Stores,Malo, Byblos, Genny …design konsept

2001 yılında Bulend Ozden Design şirketini kurmuştur.

Kariyerine içmimarlık ve mobilya tasarımları yaparak devam etmektedir.

2019 yılından beri resim ve heykel çalışmalarına başlamıştır. seçtiği konular çerçevesinde duygularını şekillendirerek eserler yaratmaktadır.



DESTRUCTION (Yıkım,imha)

Konusu:


Hayatın doğal akışı içerisinde alıştığımız inandığımız veya garanti olarak gördüğümüz yaşam tarzımızın bir anda aniden değiştiğini parçalandığını, yıkıldığını hayal edelim.Hiç beklemediğimiz bir zamanda bağlı olduğumuz değerlerin yıkılması zihnimizde duygusal anlamda bir parçalanmaya yol açabililecektir.Bizi mutlu eden şeylerin ansızın imha olmasına dair bir sorgulama ve arkasından gelen zihinsel tahribat eserlerin vurgusudur. Bu sorgulamanın amacı, bağlı olduğumuz duygusal şeylerin ansızın kaybedilebilir olduğunu  bize hatırlatması ve farkındalığımızı çoğaltmasıdır.

Vincenzo for web-14.jpg

METROPOLIS - VINCENZO SAVASTANO

İtalyan Sanatçı ve Tasarımcı Vincenzo Savastano, ‘Metropolis’ adını verdiği yeni sanat projesinin çıktılarını Heykel+Tasarım Sergisi’nde bir araya getirdi. Goba Art&Design’da 24 Kasım Çarşamba başlayacak sergide Savastano, yeni heykel koleksiyonu ile birlikte tasarım objelerinden özel bir seçkiyi sanatseverle buluşturacak. Sergi 11 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.


Sınırlı sayıda bir heykel koleksiyonuna sahip “Metropolis” adını verdiği yeni sanat projesini brutalizm, metropoliten mimari ve kentsel öğelerden aldığı ilhamla oluşturan Savastano, gelecek nesiller için bir dizi heykelle insana hizmet eden yeşil bir gelecek tasarımının olanaklarını sorguluyor. Sanatçı, bilinen sebeplerle kolaylıkla onaylanan bir tasarım şekli yerine ters yolu seçerek çoğunluğun aleyhine azınlığın sözcülüğünü üstleniyor.


Savastano’nun heykel koleksiyonu hümanizm kültürü çerçevesinde yetişmiş ancak insan ihtiyaçlarını oldukça hiçe sayan zıt gerçeklerle karşılaşan bir bireyin vizyonunu temsil etmekte. İtalyan Sanatçı, 8 senelik İstanbul yaşamı sürecinde yaptığı gözlemler ve deneyimleri, büyük bir kent merkezindeki yaşam kontekstinde insanın gerçek ihtiyaçlarını unutturan spekülatif ve ekonomi eksenli oluşturulmuş yapı çılgınlığının yarattığı dinamikleri, sorguluyor.


Vincenzo Savastano hakkında:


İtalyan Sanatçı ve Tasarımcı Vincenzo Savastano, Floransa/ İtalya'da Heykel ve Plastik Sanat Disiplinleri Bölümü’nden mezun olduktan sonra, kariyerine kreatif direktörlük alanında başlamıştır. Çalışmalarına 2014 yılında İstanbul'da kurduğu kendi Sanat ve Tasarım stüdyosunda devam etmektedir. İngiliz Tasarım Grubu Habitat ile işbirliği yapan sanatçı, Tasarım Koleksiyonlarını Türkiye Tasarım Haftası'nda ve Milano'daki Tasarım Fuarı HOMI’de Avangart Tasarımcılara ayrılmış bir alanda sergilemek üzere iki kez davet edilmiştir. Çağdaş İtalyan stilinde, sofistike ve seçkin bir tarz arayan bireyler ve şirketler için iç mekan ve mobilya tasarımı yapmaktadır.

unutulan_mimarlık_sosyal_medya-01.png

OSMAN MURAT AKAN - UNUTULAN MİMARLIK

Unuttuk...

Mimarlığı unuttuk!

Dünya mimarlığına yön veren bir çok mimar, sanatçı veya tasarımcı da unuttu...

Taşı unuttuk, taş yapıyı unuttuk. Mimarinin başat ögelerini unuttuk.

Sütunları unuttuk, kemerleri unuttuk, taş köprüleri, tonoz yapıları unuttuk. 

Doğayla bütünleşik, bizzat doğanın malı olan yapılar tasarlamayı, uygulamayı unuttuk. 

Kuleleri unuttuk, sarnıçları, amfi tiyatroları, agoraları, anıt taşları, taç kapıları unuttuk.

Yapısal sanatı, sanatsal üslupları unuttuk. 

Gül pencereleri, heykelleri, şahnişleri, mozaik döşemeleri, rölyefleri, bağdadileri unuttuk...


Bu sergiyle yeniden hatırlamaya hazır mısınız

şebnem buhara_afiş.png

ŞEBNEM BUHARA - HAM RAW

Ham geldik ya, ruhumuzu işlemeye , öğrenmeye , kırılmadan bükülmeye.. Hamların hikayesi bu, denizlerden kıyıya vurmuş taşların vücut bulduğu, Her bir vücudun tek olduğu, ayrı hikayesinin olduğu.. Öfkenin, kibirin, acının yüzlerden akıp dönüşmeye hazır olanlar Ez cümle, Ham dönmeyelim diye tüm olanlar...

DDDD.jpg

JÜLIDE GÜNCE - NEVERLAND

Jülide Günce “Neverland” sergisi ile 15 Eylül’de sanatseverlerle Goba Art&Design’da  buluşmaya hazırlanıyor.

Sergiyi, sanatçı Jülide Günce’nin güçlü anlatımıyla sanatseverlere aktarıyoruz.


‘Bir mektup aldım içinde; Welcome to Neverland yazıyordu.  Adres: Sağa dön ikinci sokaktan sabaha kadar dümdüz yürü." Bu sözleri üç kez tekrarlamam yazılmış. Şaşırdım, bu nasıl bir adresti böyle? 

Birden sözcükler dilime dolandı, dudaklarım istemsizce kıpırdandı.

Sağa dön ikinci sokaktan sabaha kadar dümdüz yürü

Sağa dön ikinci sokaktan sabaha kadar dümdüz yürü

Sağa dön ikinci sokaktan sabaha kadar dümdüz yürü

Ellerim uyuşmaya başladı. Vücudumda anlam veremediğim bir titreme ve bayılacakmış hissi oluştu, başım dönüyordu. Gözlerimi kapatıp açtım. 


O da ne! Oldukça ilginç bir kalabalıkla karşılaştım; kocaman iki sütun arasında çello çalan bir kadın, sütunun iki yanında bana kafalarıyla selam veren bitkiler. Biraz ürkütücü gözükse de eğilerek beni selamlayan çok kibar koca bir kuş, elinde saat tutan rengarenk giysili bir görevli ve mektubun sahibi tavşan kardeş. 

Beni bekliyorlarmış.  Görevli kulağıma eğildi; Neverland ’in giriş parolasını ve içeride olacakları anlattı. İşte Neverland maceram böyle başladı. 


Tavşan kardeşle beraber, at kafalı armut arabamıza atlayıp gezmeye başladık. Burası bizim dünyamızdan çok farklıydı; her şey pırıl pırıl ve çok güzel, herkes birbirine çok saygılı ve sevgi doluydu. 

Arabamız beni şifacı denizatının yanına getirdi, yıkanmam gerekiyormuş.  Dünyadan getirmiş olduğum ego, kibir, kötü alışkanlıklar, korkular, negatif düşünceler… Hepsi temizlenmeli ve ben Neverland ’deki oluşumum için en saf halimle yerimi almalıymışım. Dediklerini yaptıktan sonra bekleme odasında dinlendim. Artık gece de, renkler de, hayat da bildiğim gibi değildi. Korkmuyordum, endişeler gitmiş yerini sevgi ve mutluluk almıştı. Meğerse bu saf ve arınmış halim, en güçlü halimmiş. Onca yükü boşuna taşımışım, Neverland beni yüklerimden arındırdı artık özgürdüm.


Burada herkes çok mutlu. Kötülük yok, cinayetler, tecavüzler, doğal afet gibi görünen insanları perişan eden olaylar ve en önemlisi dualite yok. Kimse kimseden daha üstün değil ve herkes birbirini mutlu etmeye çalışıyor. Burası saf sevginin ülkesi. Artık biliyorum iyi bir kalbin olduğu yerde hiçbir kötülük barınamaz.


Benim Neverland ’im böyle bir ülke. İçeri girmeye hazırsanız hepiniz hoş geldiniz.’

fran.jpg

FRAN ANIORTE - “MEDITERRÁNEO”

“Gerçek lüks, yaşadığımız deneyimlerdir: İnsan teması, insanlarla bağlantı doğa, sessizliğin yeniden keşfi, ustalık ve özgünlük gibi ender görülen her şey!”
Barselona ve İstanbul arasında yaşayan İspanyol sanatçı ve tasarımcı Fran Aniorte’ye ait bu sözler.
“Object-art” ve sanat enstalasyonlarının yanı sıra tasarım ve sanat yönetmenliği de yapan Fran Aniorte;
bu çeşitliliğin nedenini şöyle anlatıyor: “Kişisel bir evren yaratmak için sanatı, tasarımı, zanaatı ve yaşam tarzını birleştiriyorum. Yıllarca dijital araçlarla tasarım yaptıktan sonra temel olana dönmeye ve ellerimle çalışıp sanatımla yeniden bağlantı kurmaya karar verdim”.
Yapıtlarında biraz sihir olduğunu söyleyen Fran, basit fikirleri ve doğal malzemeleri kendiliğinden tuhaf bir tarzla birleştirdiğinin altını çiziyor. Ortaya çıkan sonucu ise modern ve sofistike, ama aynı zamanda mütevazı ve insani parçalar olarak yorumluyor.
Sanat projelerinin yanı sıra halen Karaca'nın kreatif direktörlüğü görevini de sürdüren Fran, sergisiyle ilgili detayları şöyle açıklıyor:
“Mediterráneo bir yıl önce başladığım bir sanat projesi. Bu projede Akdeniz hakkındaki kişisel vizyonumu, eski kültürlerden ilham alan günlük nesneler ve grafik sanat eserleri aracılığıyla keşfetmeye çalıştım. İspanya, Türkiye, İtalya ve daha birçok bölgeden popüler el sanatlarında kullanılan hayvanları ve grafikleri stilize edip modern bir çizgiye taşıdım.

Bunları Akdeniz'de geçen çocukluk anılarımla harmanladım. Her parçayı Akdeniz kültürünün arkaik referanslarıyla süsledim. Kuşlar, organik geometri, dikenli armutlar, incirler, coşkulu bitki örtüsü gibi… Çocukken incir ağaçları, kuşlar ve sakin yaşamla dolu bir Akdeniz'de, alçak vadinin tarlalarında yaşadığım özgürce akıp gitmiş unutulmaz anılarımı hâlâ saklıyorum.  Sanırım bu anılar artık sanat formunda bana geri dönüyor.”

as.jpg

MUSTAFA FINDIKÇI - NO SIGNAL

Serginin teması, eski zamanlarımızda sıkça rastladığımız, televizyon yayının kesildiği zamanlarda ekranda beliren “No Signal” görüntüsü ve bu görüntü süresinin çoçukluğumuza gençliğimize belki yaşlılığımıza yaşattığı serüven şeklinde tanımlanıyor. Aslında No Signal bize düşünmeyi, hayal kurmayı, sıkılmayı, beklemeyi, hevesimizin kırılmasını, kaygıyı , kurgusal ve fiziksel çabayı, değiştirmeyi, değişmeyi, gerilimi, boşluğu ve boşluğun güzelliğini kısaca kendimize dönebildiğimiz zamanı öğretiyor. No signal görüntüsünü incelerken çoğumuz içinde kaybolduk bazen en sevdiğimiz rengi bulduk bazen siyah çizgilerden rahatsız olduk, renklerde küplerde kaybolduk ama bir şekilde bir yola koyulduk. Zihin evrenimizde yeni köprüler kurduk. Aslında tüm sosyal varlıklarımızı ve özgürlüğümüzü kısıtlayan mevcut dönemde yaşadığımız duyguların kısa kesitlerini yaşıyormuşuz “No Signal”zamanlarında. Umutla bitişini beklediğimiz bu kapanma ve yeni normale alışma şeklinde nitelendirdiğimiz bu dönem No Signal serisinin tüm eserlerinde anlatılan, bazen büyük tek kareler bazen parçalardan oluşan renkleriyle harmanın tanımını  yansıtan tablolar,  iç yaşamın bu döneme dair yansımalarını aktarıyor. Tabloları başka bir perspektiften incelendiğinde geleceğe vurgu yapan noktaları; sıkışmadan doğan yenilenme, umutlar, arzular, riskler ve hayaller şeklinde analiz edilmektedir.



PHOTO-2020-10-19-16-34-52.jpg

GÖKHAN SARITÜRK - HIÇ

“hiç”

Sonuçta hayat böyle "hiç" bir şey ise eğer,
Uçsuz bucaksız boşluk, bitmesin istediğim yollar...
Ne mutlu ki içinde bir yığın anı,
Kulakta rüzgâr sesi ve bolca fırtına var.

PHOTO-2020-09-28-12-30-42.jpg

JÜLİDE GÜNCE

“BENİM ADIM HÜRRİYET”

14 Ekim – 31 Ekim Cumartesi

Hayat sonunu görmediğimiz  nefesin bize verdiği kadar  uzunlukta bir yol
olumsuzluk diye nitelendirdiğimiz  bize sunulan herşey ,aslinda dogruya guzele surukluyor
Özümüze  döndürüyor
İşte o vakit;dünyanın kibrinden Güneşin doğuşunda Ay'in ışığıni yakaliyoruz
Düşlerimizde  sınırlı kalmadan  yaşamın gerçeğine dökülüş.
Evreni kendi boşluğunda tamamla ki
Adın HÜRRİYET olsun​

afis.jpg

RAİF KURT

“KARAMBOL”

23 Eylül– 10 Ekim Cumartesi

Resim, heykel, video, fotoğraf ve kısa metrajlı film dahil olmak üzere birden çok sanat disiplininde eserler veren Raif Kurt, ‘‘Karambol’’ isimli resim sergisi ile 23 Eylül’de sanatseverlerle buluşuyor.

‘‘Karambol; kontrol edilemeyen düzenin Dünya’daki yansıması…’’

AF%C4%B0S_edited.jpg

PELİN ÖZGEN

"DÜNYA"

2 Eylül – 19 Eylül Cumartesi


“Doğanın büyüleyici görünümünü yaratıcı formlarla bezeyen binlerce etken var dünyamızda. Bazen içinden yürüyerek geçtiğiniz bir su birikintisindeki ağacın yansıması, bazen de bir binanın üzerine düşen gölgesi... Bazen de kafanızı kaldırıp baktığınız gökyüzündeki ışık oyunları…”

Mimarlık ve tasarım bilgisini fotoğraf sanatıyla buluşturan Pelin Özgen Piker, “Dünya” isimli ilk sergisini, 2 Eylül’de sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.

Aynı zamanda Kaleseramik Pazarlama ve Kurumsal İletişim Müdürü’de olan Piker’in sergideki çalışmaları, mimari yapılar ve doğa formlarından oluşuyor.

YY.jpg

HASİP ÖZBUDUN / SERTAN ÖZBUDUN

.

XX.jpg

OĞUZ YALIM

"KOCA KAFALAR"

.

Screen Shot 01-02-20 at 11.18 AM.PNG

HALE AYDAR

“HA:LE”

25 Aralık – 11 Ocak Cumartesi



25 Aralık Çarşamba akşamı açılışı gerçekleştirilecek ''HA:LE'' sergisi sanatseverlerle buluşacak.

1998 yılında International La’Salle akademiden mezun olmanın ardından Mimar Sinan Üniversitesi Bilgisayar destekli moda tasarımı eğitimi gören Hale Aydar uzun süredir de Moda Tasarımcısı olarak tekstil sektöründe çalışmaktadır.

Screen Shot 01-02-20 at 10.57 AM.PNG

PINAR BİRİM

“ART BY KG”

03 Aralık Salı – 21 Aralık Cumartesi


Pınar Birim’ in   ‘ART by Kg’  temalı sergisi 3 - 21 Aralık tarihleri arasında Goba Art&Design ‘da gerçekleşti.

1990larda “Headache” isimli kendi punk grubunun grafiklerini, kaset kapaklarını ve afişlerini yaparak tasarıma adım atan Pınar Birim, 1996 yılında Mimar Sinan Üniversitesi’nde grafik tasarım bölümünü kazanmış ve üniversite hayatı boyunca da profesyonel anlamda tasarım yapmaya başlamıştır.

asasas.jpg

“TASARIMCI / FOTOĞRAF”

11 Kasım Pazartesi – 30 Kasım Cumartesi



22 Ekim Salı akşamı açılışı gerçekleştirilecek

''TASARIMCI / FOTOĞRAF'' karma sergisinde beş tasarımcının şehir fotoğrafları, sanatseverlerle buluştu.

Sergide Arif Özden, Gökhan Sarıtürk, Hakan Helvacıoğlu, Öznur Turan Eke ve Tanju Özelgin'in fotoğrafları yer alıyor.

EEEEE.jpg

"TASARIMCI / SANATÇI"

22 Ekim Salı akşamı

"TASARIMCI / SANATÇI" karma sergisinde beş tasarımcının serbest çalışmaları, sanatseverlerle buluştu.

Sergide , Aycan Ateş, Görken Volkan, Çağlayan Ekinci, Murad Denizaltı ve Şebnem Buhara'nın eserleri sergilendi

Untitled_afiş-01_edited.jpg

KEREM DURUKAN

“UNTITLED”

10 Eylül Salı – 28 Eylül Cumartesi


“Untitled”, Kerem Durukan’ın farklı teknik ve estetik deneylere giriştiğini müjdelemesinin yanı sıra, bugüne kadarki sanatsal yolculuğunun dinamik bir retrospektifi olma özelliğini taşıyor.

Kolaj ve akriliği bir arada kullanarak geçmiş dönem yapıtlarını Yeni Çağdaş Sanat’ın gözüyle yeniden ele alan Durukan, asıl çıkış noktası Primitivizm ile Pop Sürrealizm’i ortak bir düzlemde birleştiriyor.

SİTE...jpg

GÜRCAN BULUT

''STUDİOTİMTİM''

21 Mayıs Salı – 30 Haziran Pazar


On yılı aşkın çalışma dönemi süresince, çeşitli ölçeklerde iç mekan projeleri ve beraberinde ürün tasarımları oluşturmuştur. 2018 yılında mobilya, aydınlatma ve aksesuar tasarımı odaklı ‘studiotimtim’ markasını kurmuştur.

Gürcan Bulut; diğer canlılar ile evrenimizi, eşyalar ile de mekanlarımızı paylaşıyor olmamız arasında bir bağ kurarak sınırlı sayıda ürettiği yaşam dolu objelerden oluşan bu koleksiyon ile, eğlenceli bir dünyanın kapılarını açıyor.

IMG_5906.jpg

HASİP ÖZBUDUN / SERTAN ÖZBUDUN

‘ BIOPHILIA‘

30 Nisan Salı – 18 Mayıs Cumartesi

İki tasarımcının sanatla olan birlikteliği aslında üniversite yıllarına dayanıyor.. Sergi için yoğunlaşma ise, yıllardır birlikte çalışan ikiliden, Sertan Özbudun’un şehir değiştirip Amsterdam’a taşınması ile başlıyor.. Amsterdam ve İstanbul arasında devamlı gidip gelen iki kardeşin yeni başlangıçlar üzerine kurguladıkları bu serginin teması ‘Biophilia’ ..
‘Biophilia’; herşeyin başlangıcı doğaya dayalıdır demektedir..
‘Biophilia’; yaşama ve yaşayan sisteme karşı duyulan sevgidir…
‘Biophilia’; insan benliğini ve diğer yaşayan sistemler arasında iç güdüsel bir bağ olduğunu öne sürer..

IMG_1527.JPG

ENGİN UYSAL

‘ GEZİLERİMDEN İZLENİMLER ‘

11 Nisan Perşembe – 27 Nisan Cumartesi

Engin Uysal’ın  ‘Gezilerimden İzlenimler ‘ İsimli sergisi ;11 Nisan – 27 Nisan tarihleri arasında Goba Art&Design gerçekleşiyor.

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakultesi Endüstri Ürünleri Bölümünden 1996 yılında mezun olan Engin Uysal , hobi olarak yaptığı resim çalışmalarına 2014 yılı itibariyle hız vermiştir.
Çizim yeteneğini son on yıldır yaptığı gezilerinden edindiği izlenimler ve doğa tutkusuyla birleştirerek ilk kişisel sergisini açmaya karar vermiştir.

Screen Shot merdel 04-16-19 17-41-48.JPG

‘MİMAR | SANAT‘

26 Mart Salı – 8 Nisan Pazartesi


Beyoğlu’nda bulunan Goba Art & Design’da, 26 Mart Salı akşamı açılışı gerçekleştirilen ve mekanın ilk sergisi olan ‘Mimar/Sanat’ta, Arif Özden, Kerem Erginoğlu, Müge Hansoy Kınacı, Mustafa Toner, Oğuz Yalım, Sinan Kafadar’ın çalışmaları yer aldı.

Ana Sayfa: Geçmiş Sergilerimiz

BIZE ULAŞIN

Asmalı Mescit Mahallesi,Ensiz Sokak,1/B Beyoğlu-İstanbul

+90 532 451 80 85

Ana Sayfa: İletişim
bottom of page